Bağışıklık

Bağışıklık ve Bağışıklık Sistemi

BAĞIŞIKLIK (İMMÜNİTE)

Bütün çok hücreli canlılar kendilerini hastalık oluşturabilecek zararlı mikroorganizmalara karşı korumaya çalışırlar. Bağışıklık ya da immünite, vücuda yabancı ve zarar verebilecek bakteri, virüs, mantar, protein ve benzeri her türlü hastalık oluşturabilecek ajana karşı organizmanın verdiği reaksiyonu ve yanıtı tanımlayan genel bir terimdir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ (İMMÜN SİSTEM)

bagisiklik sistemi

Enfeksiyonlara karşı organizmanın savunmasını sağlayan hücre, doku ve moleküllerin tümüne bağışıklık ya da immün sistem, bunlara karşı verdiği cevaba da immün yanıt denir. Bağışıklık sistemi, organizmayı hastalık oluşturan etkenlere karşı koruyan, tümör gibi hücreleri tanıyan ve onları ortadan kaldırmaya çalışan işlemlerin toplamıdır. Bağışıklık sisteminin genel fonksiyonu enfeksiyonları önlemek ya da sınırlamaktır. Vücudumuz kendisini, yabancı olan bu çevresel ajanlara karşı karmaşık yapıda olan ve farklı mekanizmalara sahip immün sistemi ile korumaktadır.

İnsan organizması, mikroplar ve hastalık oluşturan patojen ajanlara karşı kendini korumak için bağışıklık sistemini kullanır ve organizmaya dış ortamdan gelecek olan bakteri, virüs ve mantar gibi hastalık oluşturabilecek saldırganlara karşı bir çok farklı mekanizma ile karşı koyar. Sağlıklı çalışan bağışıklık sisteminin anahtar kelimesi kendinden olan hücreleri kendinden olmayandan ayırmaktır.

Bağışıklık sistemi normalde organizmayı enfeksiyonlardan ve yabancı maddelerden korumakla görevlidir. Bu sistem organizmanın her yerinde karşılaşabileceği oluşumlara karşı savunma yapmak durumundadır. Yaşadığımız ve nefes aldığımız çevrede çok sayıda mikroorganizma bulunmaktadır bunların kendi bağışıklık sistemimiz tarafından tanınmasını sağlayan yapılarına antijen adı verilmektedir. Antijenleri başka bir deyişle organizmaya girdiğinde bağışıklık cevabı oluşturabilecek maddeler olarak tanımlayabiliriz. Bu cevap sonucunda organizma tarafından antikorlar yapılmaktadır.

Antijenlere karşı üretilen ve antijenleri ile birleşme özelliğine sahip spesifik yapılara antikor denilmektedir. İmmünglobulin adı verilen bu antikor moleküllerinin IgG, IgA, IgM, IgD ve IgE olmak üzere beş farklı tipi vardır.

Bağışıklık sistemi kalıtsal (non-spesifik, doğal) immünite ve edinsel (spesifik) immünite olmak üzere temelde iki yapıdan oluşur. Doğal bağışıklık sistemi, kompleman ve sitokinlerin içinde bulunduğu antikora dayalı (humoral) bağışıklık ve doğal öldürücü (NK) hücreler, makrofajlar ve nötrofillerin içinde bulunduğu hücresel bağışıklık olarak sınıflanabilir. Hücresel bağışıklık cevabı, yutma işlemi olan fagositer hücrelerde hücre içi yaşam gösteren veya fagositer olmayan hücreleri enfekte eden mikroorganizmalara karşı yapılan T hücre aracılıklı bir savunma mekanizmasıdır.

DOĞAL BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

doğal bağışıklık

Doğal ya da non-spesifik olarak adlandırılan bağışıklık sistemin görevi organizmaya ait olmayanı ayırt ve tespit etmektir. Bu sistem vücuda giren ya da alınan her maddeyi öncelikle tanımaya ve kendi hücrelerinden ayırt etmeye çalışır. Enfeksiyonlara karşı organizmanın savunulmasında ilk adımı doğal bağışıklık sistemi oluşturur ve enfeksiyonun kontrol edilmesini ardından ortadan kaldırılmasını sağlar.

Vücudumuzu saran derimiz ile başlayan bu ilk bariyerin yanı sıra solunum, gastrointestinal ve ürogenital sistemin epitel ve müköz yapıları da diğer bariyerler yapıları oluşturur. Bariyerin ikinci bölümünde kan ve dokularda yer alan nötrofiller, eozinofiller, makrofajlar, doğal öldürücü hücreler (NK), kompleman sistemi, sitokinler ve akut faz proteinleri gibi bir çok farklı savunma hücreleri yer almaktadır.

Doğal bağışıklık sistemi aynı zamanda organizmada oluşan ölü hücre ve dokuların ortadan kaldırılması ve onarılmasına da katkıda bulunur. Doğal bağışıklık cevap ilk bir kaç saat içinde gelişir ancak uzun süreli bir bağışıklık yanıtı sağlayamaz. Bağışıklık hafızaları yoktur ve aynı patojenle tekrar karşılaştıklarında yine aynı şekilde cevap verirler. Örneğin doğal bağışıklık sisteminde bulunan “doğal öldürücü hücreler” kemik iliği kökenli hücrelerdir ve bunlar daha önce tanıyıp duyarlı hale gelmeden bakteri, mantar, parazit ve tümör hücrelerini ortadan kaldırma özelliğine sahiptirler. Doğal bağışıklık sistemi, edinsel bağışıklık sistemine uyarı ve tanıtım görevinde de bulunur.

Doğal bağışıklık sisteminin içinde yer alan kompleman sisteminin önemli görevleri vardır. Bu sistemin temel işlevleri arasında virüslere ve özellikle bakterilere karşı oluşturulacak savunmada görev alırlar. Mikroorganizmalar tarafından bir uyarı oluşturulduğunda aktive olan bu sistem uyaranı ortadan kaldıracak şekilde hızlı bir yangısal yanıt meydana getirir. Enfeksiyonlara karşı olan bu rollerinin dışında kompleman sistemi, fizyolojik olarak hücre yenilenmesi ve hastalık oluşturan doku hasarı, otoimmün hastalıklar ve kronik inflamasyon süreçlerine de etki eder.

EDİNSEL BAĞIŞIKLIK

edinsel bağışıklık

Edinsel bağışıklık sistemi, antikorların içinde yer aldığı humoral sistem ile, T ve B lenfositlerin yer aldığı hücresel sistem olarak tanımlanabilir. Edinsel bağışıklık, humoral (B lenfosit) ve hücresel (T lenfosit) bağışıklık olarak ele alınabilir. Edinsel bağışıklık sistemi yaşam boyu gelişimini sürdürür, farklı patojenlere ve maddelere özelleşmiş bir biçimde yanıt verir ayrıca antijene spesifik olmasının yanında hafıza oluşturması ile iki temel özelliği barındırır. Bu sistem bir antijenle karşılaştığında uyarılarak özelleşmiş bir cevap verir, daha sonra aynı uyaranla tekrar karşılaştığında hafızası olduğundan onu tanıyacak ve daha güçlü bir şekilde yanıt verecek özelliğe sahiptir.

Edinsel bağışıklık, belirli hastalık oluşturabilecek patojenleri hedef alan antikor üretimi ve T hücreleri üretimi yaparak özel bir bağışıklık oluşturur. Bu tür bağışıklığın oluşabilmesi çok uzun bir süre alabileceğinden dışarıdan gelecek olan ilk saldırıları önlemede etkin değildir ancak daha sonraki ataklar için çok önemli bir sistemdir.

Humoral bağışıklık, organizmanın hücre dışında bulunan mikrop ve toksinlere karşı oluşturduğu antikorlar sayesinde yapmış olduğu savunma şeklidir. Kanda bulunan antikorlar, mikropların konak hücresini enfekte etmesini engeller, toksin ve enfekte hücrelerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlarlar. Antikorlar hücre içindeki mikroplara karşı etkili değildirler ancak humoral bağışıklık hücre içinde yaşayan virüs gibi mikroplara karşı savunmada önemlidirler ve bu tip enfeksiyonların yayılmasını önlerler.

Edinsel bağışıklık aktif veya pasif olarak gelişebilir. Aşı yapılması ve enfeksiyon geçirilmesi gibi yollarla sağlanan bağışıklık yanıtı aktif bir bağışıklık cevabı iken, edinsel olarak bağışıklığı olan bir kişiden alınan serum ya da hücrelerin bağışıklığı olmayan birine hazır halde verilmesi ile bir pasif bağışıklık sağlanmış olur.

Edinsel immün sistemin hücreleri, kan ve dokularda bulunan lenfosit, mononükleer fagositlerin ve diğer yardımcı hücrelerin antijenlerle karşılaştıkları doku ve organlar lenfoid sistem olarak tanımlanır. Edinsel bağışıklık, kanda bulunan ve lenfosit adı verilen savunma hücrelerinin organizmaya yabancı olan antijenleri ayırt etmesi ile başlayan karmaşık bir süreçtir. T ve B lenfositleri temelde esas olarak edinsel bağışıklık yanıtta görev alan hücrelerdir.

Sistem ilk olarak kendinden olmayan sinyalleri tanıdığında sorunu ortadan kaldırmak için bağışıklık yanıtını verir ve yeterli bir bağışıklık cevabını aktif hale getiremez ise enfeksiyon gibi sonuçlar ortaya çıkar. Diğer taraftan eğer bağışıklık yanıtı gerçekte bir tehdit olmadan devreye girer ya da aktive olursa alerjik reaksiyonlar ve otoimmün hastalık gibi farklı problemler ortaya çıkar.

Bağışıklık sisteminin gelişimi yenidoğan döneminden itibaren yaş ile birlikte tamamlandığından bebeklik dönemi yaş grubu ile çocukluk dönemi yaşlarda immün sistemde bazı farklılıklar bulunmaktadır. Yenidoğan ve bebeklerde antijenlere karşı verilen antikor cevapları henüz tam olarak gelişmemiştir. Herhangi bir sağlık problemi olmayan yenidoğan bebeklerde henüz bir antijenle karşılaşma durumu olmadığından kandaki IgA ve IgM düzeyleri düşüktür. IgA miktarı genç erişkin yaşlarda yetişkin seviyesine ulaşırken, IgM seviyeleri ise yaklaşık bir yaş civarında erişkin düzeylerine ulaşır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN HÜCRE VE ORGANLARI

bağışıklık sistemi organları yapıları

Bağışıklık sistemini oluşturan hücrelerin ana kaynağı kemik iliğindeki öncü hücrelerden oluşmaktadır ve vücudun çeşitli bölgelerinde bulunan bazı özel bölgelerde olgun hücreler haline gelmektedirler. Kemik iliği, nötrofiller, eozinofiller, bazofiller, mast hücreleri, monositler, dendritik hücreler ve makrofajlar gibi enfeksiyona karşı önemli yanıtı veren bağışıklık ve savunma hücrelerinin öncülerinin yapıldığı bir merkez konumundadır.

Vücudumuzda bağışıklık sistemini oluşturan yapılar, adenoidler, tonsiller, timus, lenf düğüm ve damarları, dalak, apandis, barsak peyer plakları ve kemik iliği olarak sayılabilir. Lenf düğümleri B ve T lenfositlerin çoğaldığı yerlerdir. Dalak, kırmızı kan hücreleri ve bağışıklık sisteminin beyaz kan hücreleri için depo olarak görev yapar aynı zamanda kandaki yabancı maddelerin büyük bir kısmını süzer.

Timus, kemik iliğindeki kök hücrelerden farklılaşan lenfosit hücrelerinin olgunlaştığı göğüs ön üst boşluğunda ve göğüs kemiği arkasında yer alan bir organdır. Timus, doğumdan itibaren gelişimine devam eder ergenlik döneminde en büyük boyutuna ulaşır ancak ilerleyen yaşla birlikte küçülen bir bağışıklık sistemi organıdır.

Edinsel bağışıklık sistemini oluşturan bu lenfoid sistem, makrofaj, nötrofil, lenfosit, monosit gibi diğer yardımcı hücrelerden oluşmaktadır. Makrofajlar doku içine giren patojen mikroorganizmalara karşı hemen cevap veren ve onları fagosite ederek ortadan kaldıran, dokuların savunmasında sürekli olarak yer alan savunma hücrelerdir.

İnflamasyon ya da başka bir deyişle yangı, bağışıklık sisteminde enfeksiyona karşı gösterilen ilk yanıtlardan biridir. Nötrofiller kan dolaşımında bulunan beyaz kan hücrelerinin büyük çoğunluğudur ve yangısal olayı oluştururlar. Mononükleer fagosit denilen, tek çekirdeğe sahip, fagosit özelliği olan hücrelerin doğal ve edinsel bağışıklıkta önemli fonksiyonları vardır. Fagositik hücreler mikropları kendi içine alarak fagosite ederler ve ortadan kaldırırlar.

Kandan doku içine göç eden monositler makrofajlara dönüşürler ve bulundukları dokulara göre adlandırılmaktadır. Makrofajlar, akciğer içinde alveoler makrofaj, kemik dokuda osteoklast ve sinir sisteminde mikroglia ismini almaktadırlar. Makrofajlar mikropların ortadan kaldırılması işleminde reaktif oksijen ve protein yıkımını sağlayan bir takım proteolitik enzimleri kullanırlar.

Eozinofiller, kanda bulunan, parazitlere karşı savunmada bulunan, alerjik olay ve inflamasyonda sayıları artan doğal ve edinsel bağışıklıkta rolü olan hücrelerdir. Bazofil ve mast hücreleri yüzeylerinde IgE reseptörleri taşırlar, yapılarındaki heparin ve histamin gibi maddeler ile özellikle aşırı duyarlılık tipindeki alerjik olaylarda önemli rolleri olan beyaz hücreler arasında yer alırlar.

Doğal öldürücü hücreler (NK), farklı tipteki lenfositlerdendir. Bunlara “doğal” öldürücüler denmesinin sebebi, sitotoksik T hücrelerinden farklı olarak antijen üzerinde etki göstermeleri için antijeni daha önceden hatırlamalarının gerekli olmamasıdır ve ilk savunma sistemini oluştururlar. Sitotoksik T hücreleri gibi potansiyel kimyasallar barındıran granüller içerirler.

Lenfositler, antijen reseptörleri olan edinsel bağışıklık sisteminin önemli hücreleridir. Kemik iliğinden köken alan lenfositler timus gibi santral lenfoid organlarda olgunlaşırlar. Lenfositlerin farklı yüzey antijenleri, farklı fonksiyonları ve alt tipleri bulunmaktadır. B lenfositleri savunmanın önemli bir parçası olan antikor üretiminden sorumlu iken, T lenfositleri timus bezinde olgunlaşarak yardımcı T lenfositleri, sitotoksik T lenfositleri ve benzeri yapılara ayrılarak hücresel savunma ve bağışıklıkta rol almaktadırlar.

T lenfositleri, T yardımcı ve T baskılayıcı olmak üzere başlıca iki alt gruba ayrılmaktadır. Organizmanın bağışıklık yanıtının sağlıklı işleyebilmesi için T yardımcı ile T baskılayıcı hücrelerinin oranlarının belirli bir dengede olması gereklidir. T yardımcı lenfositler lehine olan oran değişikliklerinde gereğinden fazla bağışıklık yanıtı oluşacağından alerjik olayların arttığı, tersine T baskılayıcı hücreler lehine olan oran değişikliklerinde ise bağışıklık yanıtı baskılanacağından immünite düşüklüğü meydana gelmektedir.

Normal sağlıklı durumda bağışıklık sisteminin kendi doku ve hücrelerini tanımasına onları antijenlerden ayırt edebilmesine, belirli bir antijene karşı bir bağışıklık tepkisi önlenmesine bağışıklık toleransı denilmektedir. Bağışıklık sistemi kendi antijenlerine karşı toleranslıdır. Tolerans mekanizmalarında meydana gelen bazı hatalar sonucunda, gıda alerjisi ve otoimmün hastalıklar gibi durumlar gelişebilmektedir.

Organizmanın kendi antijenlerine karşı geliştirdiği cevaba otoimmünite bunun sonucu gelişen aşırı duyarlılık reaksiyonlarına da otoimmün hastalıklar denilir. Normal olarak sağlıklı bir biçimde çalışan bağışıklık sistemi, vücudun kendi hücrelerini yabancı hücre ve yapılarından ayırt edebilir ve kendi hücrelerine karşı her hangi bir cevap oluşturmaz. Ancak sistemde ortaya çıkabilecek yanlış anlaşılmalar ya da sorunlar vücudun kendi hücrelerine ya da dokularına yabancı bir dokuymuş gibi davranmasına neden olabilir ve bunun sonucunda otoimmün hastalıklar ortaya çıkmaktadır.

Bağışıklık sisteminin ve immün cevap değişikliklerinin pek çok hastalığın patogenezinde yer aldığını anlaşılmasından bu yana hastaların immün durumun değerlendirilmesi önemli bir konu haline gelmiştir. Otoimmün hastalıklar, dolaşım sisteminden, sinir sistemine, deriden, sindirim sistemine kadar pek çok doku ve organı etkileyebilmektedir. Otoimmün hastalıkların genel bulgusu yangıdır. Dokularda ısı artışı, kızarıklık, şişlik ve ağrı yangının başlıca göstergelerindendir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI

bağışıklık sistemi hastalıkları

Bağışıklık sistemi sağlıklı çalışmadığında bir takım problemlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bağışıklık yetersizlikleri, immün sistemin bir veya daha fazla bileşenindeki anormallikler sonucunda ortaya çıkan çoğunlukla enfeksiyonlara karşı yatkınlıkla karakterize bozukluklardır. Bozuk immunite sonucu ortaya çıkan hastalıklara immün yetersizlik hastalıkları denilmektedir.

Doğumsal ya da diğer bir deyişle primer immün yetersizlikler bağışıklık sistemini oluşturan bir takım genetik nedenlerden dolayı ortaya çıkarken, edinsel ya da diğer bir deyişle sekonder immün yetersizlikler, enfeksiyon ve beslenme bozuklukları gibi olaylar sonucunda ortaya çıkarlar.

Bağışıklık yetersizlikleri geçici, kalıcı ya da doğumsal olabilir. Etkilenen bileşene göre bağışıklık yetersizlikleri humoral, hücresel, kombine (humoral ve hücresel birlikte), fagositer, kompleman sistemleri ve diğer iyi tanımlanmış immün yetmezlik sendromları gibi bazı alt gruplara ayrılmaktadır.

Primer bağışıklık yetersizlikleri, kalıtsal genetik bozukluklara bağlı olarak bağışıklık sistemin çalışmasında bozukluklar ile ortaya çıkmaktadır ve enfeksiyon sıklığında artış, otoimmün hastalıklar ve kanser gibi oluşumlara yatkınlık vardır. Primer bağışıklık yetersizlikleri immün sistem hücrelerinin gelişim ve olgunlaşma anormalliklerine bağlı olan kalıtsal hastalıklardır. Bu hastalıkların birçoğu gen bozukluğu ile ortaya çıkarken, bir bölümü genetik olarak belirlenmiş özelliklerin etkileşimi ile ilişkilidir.

Primer bağışıklık yetersizlikleri içinde en sık humoral yetersizlikler görülür. Humoral veya antikor aracılıklı bağışıklık, kan ve vücut sıvılarındaki antikorların varlığına bağlıdır. Primer immün yetersizlikte enfeksiyonlara karşı artmış duyarlılık ve sık enfeksiyon geçirme durumu görülür. B lenfositlerin azalması ya da tamamen yokluğu ile birlikte kandaki immünglobulin seviyelerinde bir azalma vardır.

Anneden geçen IgG seviyeleri doğumdan sonraki dönemde zaman içinde azaldığından, doğum sonrası erken dönemlerde başlayan bakteri enfeksiyonları ile yetmezlik kendini gösterir. Primer ya da doğumsal olan bağışıklık yetersizliklerinde sürekli olarak tekrarlayan ya da kronikleşen bakteri, mantar ya da virüs hastalıkları sık görülür. Primer immün yetersizlik, yineleyen, ağır ve tedaviye iyi yanıt vermeyen ya da komplikasyonların ortaya çıktığı sık enfeksiyon geçiren çocuklarda düşünülmelidir.

Sekonder veya kazanılmış immün yetersizlikler ise kötü ve yetersiz beslenme, kanser, kemoterapi, radyasyona maruz kalma veya enfeksiyonlar sonucunda gelişir. Bağışıklık sisteminin yetersizliğinin genel ortak özelliği enfeksiyonlara yatkınlığın artması ve çoklu tekrarlayan enfeksiyonlardır.

Grip ve mononükleoz gibi enfeksiyonlar, bağışıklık sisteminin geçici olarak baskılanmasına neden olabilir. Edinsel bağışıklık eksikliğine sebep olan HIV gibi viral patojenler spesifik olarak T hücrelerini enfekte ederek diğer patojen mikroorganizmalara karşı bağışıklık sisteminin çalışmamasına ve çökmesine neden olurlar.

Bağışıklık baskılanması (immünsupresyon) hücresel, humoral ya da spesifik olmayan bağışıklık parametre işlevlerinde bir azalma olmasıdır. Ağır metaller, bazı hava kirleticiler ve pestisitler kalıcı immünosupressif etkilere neden olabilir.

Bağışıklık cevabının esas amacı organizmanın korunmasıdır.
Bağışıklık sisteminin temel özelliği self-regülasyonunun olmasıdır yani yetersiz bir bağışıklık yanıtı immün yetersizliğe neden olurken, uygunsuz ve aşırı yanıtlar da alerjik durumlara ve otoimmün hastalıklara neden olabilir.

Bazı durumlarda bağışıklık yanıtı patojen ya da antijenden çok daha fazla hasara neden olabilir. Aşırı ya da uygun olmayan biçimde gelişen bu immün reaksiyon cevaplarına aşırı duyarlılık reaksiyonları denir. Aşırı duyarlılık organizmanın kendi dokularına zarar veren bir bağışıklık cevabıdır.

Organizmada antijen niteliğindeki maddelere karşı oluşan bağışıklık yanıtı gereksiz yere çok aşırı düzeyde gerçekleşerek yarar yerine organizmaya zarar verici nitelikte olursa bu olaya aşırı duyarlılık ya da alerji denir.

Alerjiler, genellikle polen veya gıda gibi zararsız çevresel alerjenlere tepki olarak, aşırı duyarlılık reaksiyonu şeklinde ortaya çıkmaktadır. Aşırı duyarlılık ya da alerji organizmada antijen niteliğindeki maddelere karşı oluşan reaktif bağışık yanıtın abartılı hale gelmesidir.

Alerjik kişilerde en sık rastlanan belirtiler arasında burun akıntısı, öksürük, hapşırma ve nefes darlığı gibi solunum sistemi belirtilerinin yanında göz, deri ve gastrointestinal sisteme ait belirtiler olabilmektedir.

Bağışıklık sistemi bazı kişilerde, normalde zararlı olmayan maddelere karşı da reaksiyon gösterebilir. Bu yapıya sahip kişilerde, alerjenlerle bağışıklık sisteminin tekrarlayan karşılaşmaları sonucunda alerjenlere karşı aşırı duyarlanma denilen IgE tipinde antikorlar oluşur. Bu süreç tamamlandıktan sonra, kişinin alerjenle her teması sonrasında kısa süre içinde alerjik belirtiler ortaya çıkar. Solunum yollarının kronik inflamatuvar bir hastalığı olan astımda özellikle mast hücreleri, eozinofiller ve T lenfositleri rol oynar. Alerjik astım, immünolojik mekanizmalarla ortaya çıkan, IgE antikorları ile ilişkili bir havayolu aşırı duyarlılığıdır.

BETA GLUKAN

beta glukan

Hem primer (doğuştan), hem sekonder immün yetersizliği olan kişiler ciddi ölçüde enfeksiyon riski taşıyan bireylerdir ve enfeksiyondan korunma çok önemlidir.

Beta-glukan, virüs, bakteri, mantar ve parazitik enfeksiyonlara karşı vücut direncinin artmasını sağlar. Monositler, makrofajlar, granülositler ve doğal öldürücü hücreler beta-glukanı tanıyan ve bağlayan özel yüzey reseptörlerine sahiptirler. Bu reseptörler beta-glukan zincirlerinin spesifik yapılarına bağlanırlar ve beta glukanın bağışıklık sisteminin uyarıcısı olarak işlev görmesini sağlarlar. Beta-glukan bağışıklık sisteminin iyi bir düzenleyicisidir ve özellikle 1,3/1,6 beta-glukanın güçlü immünomodülatör aktivite gösterdiği bilinmektedir.

Beta-glukanın antitümör etkisi ve karsinogenezden korunma gibi immün sistemi güçlendirme özelliği vardır. Beta-glukan immün sistemi uyardığı gibi, aynı zamanda immün sistemin güçlü bir düzenleyicisi olarak da etki gösterir.

Beta-glukanın immünostimülatör etkisi, kanser hücre büyümesi, bakteriyel enfeksiyonun azaltılması ile sonuçlanabilir. Beta-glukanın bu bağışıklık düzenleme etkisi, makrofaj fagositozunu ayarlamada yer alan sitokinlerin makrofajlardan salınımını uyarma veya engelleme yeteneğiyle ilişkilidir.

6 Yorum

Yorum